Geçen gün Çavuş ile birlikte Çengelköy’deydik. Aniden ikimiz de boğazın kıyısında çay bahçesindeki radyonun sesine odaklandık. Bir müzik kanalı kısa haberler geçiyordu. Haber Mısır ile ilgiliydi; muhabir İngilizce anlatıyor, bizimkiler de çeviriyorlardı.
Çavuş benim ikizim. Biliyorsunuz Bing Bang sırasında birden her yeri kaplayan o sonsuz enerji saniyenin 64 milyonda birinde önce iki takıma ayrılıyor, bir grup bizim bu tarafa gelerek kainatı oluşturuyor, diğeri ise zamanda geri giderek başlangıç anının da ötesine geçerek anti kâinatı oluşturuyor. İşte Çavuş benim öbür kâinattaki ikizim. Her şeyimiz aynı ama o görünmüyor. Birbirimize dokunamıyoruz. Eğer temas edecek olursak o da yok olur, ben de. Bunu biliyoruz ama konuşabiliyoruz. Ben Çavuş’u doğduğum andan beri tanıyorum ama bilim adamları anti maddeyi daha yeni yeni tanıyorlar. Laboratuvarda üretilebiliyor ve anında ikizini bulup hem kendisi yok oluyor hem de ikizini yok ediyor. Yani sizin anlayacağınız Çavuş’la temas çok tehlikeli.
Ben habere yoğunlaşınca o da pür dikkat kesildi. Muhabir; “Mısır’da insanlar iki büyük kampa bölündüler ama bugün çok enteresan yeni bir şey oldu. Üçüncü bir grup oluştu” diyordu.
Kendi kendime söylenmişim, “nereden çıktı bu üçüncü grup, nasıl böyle birdenbire?”
Haber devam ediyordu:
Muhabir oluşan üçüncü grubun eylemlerini silahlı olarak yapmaya başladıklarını anlatıyordu.
Birden, “nasıl olabilir?” dedim,” İhvan’a bunca darbe, bunca zulüm hala devam etmekteyken onlar silahlı eylem yoluna girmemek için bu kadar kararlı olurlarken nasıl olabilir?”
Sonra işin aslı anlaşıldı. Meğer bunların silahları çaldıkları tencere tavalarmış. Ne Rabiacılara ne de darbecilere dahil olmak istemeyenler mesajlarını böyle iletmeye başlamışlar.
Haberi anlatan muhabir belli ki usta bir profesyonel; güzel bir kurgu hazırlamış, “bravo şu tencerecilere” dedirtiyor.
Çavuş’a döndüm, “sen neden kuşkulandın ki, gayet olumlu, onca can pazarının ortasında güzel bir yol bulmuşlar işte” dedim. Dedim demesine de cevabımı da aldım anında:
“Sen inandın mı?” dedi Çavuş sesini yükselterek, aç gözünü araştır biraz, görmüyor musun profesyonel işi bu” diye de çıkıştı; “anlamadın mı birileri İstanbul’daki tencereleri götürmüş, belli ki orada yıkayıp yine geri getirecekler.
“Olabilir mi?” diyerek kekeledim.
“Oldu bile, baksana uygulamaya başlamışlar…”
Bizim Çavuş çok kıvrak düşünür. Ve biraz da ters düşünür; huyu böyle… Ben onun geçmişini biliyorum o da benim henüz yaşamadığım geleceğimi biliyor.
“Bir, hatta on güne kalmaz İstanbul’un sokaklarında Mısır’da yıkanıp temizlenen tencerelerin tavaların sesini duyarsın” dedi bana.
“Sence kirlenen imajlarını mı temizliyorlar. Yakında atağa kalkacaklar da onun zeminini mi oluşturuyorlar?”
Cevap tek kelimeydi ve hiç gecikmedi:
EVET…
Çavuşun komplo teorisine göre Gezi tipi olaylar yeniden canlandırılmak isteniyor. Tencere tava da yine fon müziği olacak. Bu kez Mısır’daki olaylar sebebiyle tepki gösterenlerin olacağı da hesaplanıp böyle bir düzenleme düşünülmüş. En azından eskiden hiçbir şeyden habersizce “tak tuk” tencere çalanlar vicdan azabı çekerek “yahu biz ne yapıyoruz” deyip bu kez zorlanırlarsa onlara bir rahatlık olsun diyerek yine Mısır’dan olumlu bir örnek sunulmak istenmiş. En azından bizim Çavuş böyle düşünüyor.
İkizim Çavuş bende cevap verecek hal bırakmamıştı. Tuttu bir de iddiasını bilimsellikle destekledi ve ben iyice sustum kaldım.
“Sen biliyor musun?” dedi, “doğal olaylar yapay olanından nasıl ayırt edilir?”
Tam istatistiksel dağılımla diyecektim ki hemen lafa girip beni hiç konuşturmadı.
“Mars’daki şekillerin doğal olmadığını Nasa uzmanlarına düşündürten şey işte bu” dedi. “Cetvelle çizilmiş gibi düzgün bir çizgi, bir çizen olduğu şüphesini ortaya koyar. İstatistiksel dağılımda böyle bir düzenlilik olamaz. Kuantum fiziğinin temeli belirsizlik ilkesidir. Doğal yapılar ihtimal ile ayırt edilirler.
“Tencereye nasıl bağlayacaksın?” diye sorabilmeyi başarmıştım ki, makinalı tüfek gibi devam etti:
“Tencereye tavaya bağlandı bile dedi. Sadece sen farkında değilsin.
“Affet” dedim, “akşam çok sıcaktı, terden uyuyamadım. Bir sağa döndüm bir sola, bugün beynim pek çalışmıyor, biraz açar mısın?”
“Bak kalemle dümdüz çizilmiş gibi sınırları olan bazı devletler var ya işte böyle net ve aniden başladı bu tencere tava çalma işi ve bir ay devam edip sanki bir yerlerden emir gelmişçesine aniden bıçak gibi sesler kesiliverdi. İstatistiksel değer hiç vermedi.”
“Yani?…” dedim.
Yani giderek zayıflama gösterip sona ermeliydi, öyle olmadı. Bugün akşam her yerde tangır tungur çaldılar. Yarın her yer sus pus oldu. Mısırda da birden başlatıldı öncesi hiç yoktu.”
“Bravo” dedim, “beni geçtin sen. Durma, hemen bir kitap yaz. Senin kitabın çok satar, hatta patlar.
Çavuş haklı olabilir mi diyerek eve gelinceye kadar hep düşündüm ama işin içinden çıkamadım. Sonra birdenbire aklıma üşüşenlerin yoğunluğuyla irkildim.
Ergenekon cezalarının açıklandığı günlerde sarf edilen bir sözü hatırladım; “bu sonbahar hayli sıcak geçecek hazır olun” gibi bir şeydi. Daha sonra Gezi eylemlerine tam destek olan bazılarının Mısır’daki darbeyi devrim olarak yorumlayıp alkışlamalarını da hatırladım.
Öyleyse Mısır’da akan bunca kanı devrimciler devrimci şiddet gereği akıtıyor olmalıydılar.
Bizim Çavuş’a göre de Mısır katliamı sebebiyle kaybedilen haklı zemin bir manipülasyon hareketiyle etkisizleştirilmek isteniyordu.
Bu kadarını beklemiyordum. Eğer Çavuş haklı çıkacak olursa ki, bunu yakında anlayacağız; çok vahim bir gerçekle yüzleşmemiz gerekecek. Hem Mısır’ı hem de ülkemizi aynı merkezin tasarladığı özgürlük eylemleri şekillendiriyor olacak.
Bitti sanılan Gezi tarzı eylemler tekrar başladığında Mısır’da yıkanan tencereler tavalar İstanbul sokaklarının fon müziği olurlarsa, yeşillik, özgürlük sesleri global emperyalist mihraklara yönelmesi gerekirken milli karakterdeki kendi yönetimlerimize yönelirse artık ben de olan bitene hiç şaşırmayacağım.
Allahtan Çavuş var da geleceği biliyor ve beni uyarıyor…
Tencerelerden tangır tungur sesler geldikçe Mısır’da üçüncü temiz bir hareket filizlendiğine ben bile neredeyse inanacaktım…
Serhat Ahmet Tan
Mısır’ın Tencereleri
