“Tek bir resim bin kelimeye değer” Doğu felsefesine ait bir söz…
Elinizde kalem bir şeylerle meşgulken örneğin bir telefon konuşması yaparken ya da bir şeyler düşünürken yahut bir arkadaşınızı dinlerken o esnada farkında olmadan önünüzdeki kağıda öylesine karamalar yaptığınız, çizgiler çizdiğiniz hatta farkında olmadan resim dahi yaptığınız oluyor mu? Bu eylemin adı “doodling” olarak geçer.
Her insan bilinçli olsun ya da olmasın iç dünyasını görsel ya da diğer sanat materyalleri ile dışa yansıtmaya meyillidir. Bireyin karakteri psikolojik özelliği, tutumu, öz değeri yaptığı bir sanat eseri ile ortaya çıkar. Bireyin ortaya koyduğu bir sanat uğraşında, bireyin farkında olmadığı bilinçdışı dinamikleri, arzuları, ihtiyaçları, kaygıları, içsel çatışmaları, kompleksleri, korkuları yansır.
Sanat bireyin yaşadığı deneyimi, hissettiği duyguları, düşüncelerini ifade etmede kullandığı bir araçtır.
Hadi şimdi kendinize uygun bir sanat aktivitesini yaptığınızı hayal edin; istediğiniz malzemeler hemen elinizin altında. Şimdi kendinize uygun bir tempoda herhangi bir sanat kaygısı gütmeden içinizden geldiği gibi, spontane, bir şiir, bir metin yazdığınızı hayal edin; gramer, üslup doğruluğuna bakmadan, ses uyumu olup olmadığına takılmadan… Kalemi, fırçayı, ya da avuçlarınızdaki kile form verirken ellerinizi serbest bırakıp kağıda içinizden geldiği gibi sanatınızı dökün; sonucu umursamayın her ne yapıyorsanız ona odaklanın!
Kendiliğinden çizilen resimlere literatürde “kinestetik resimler” ya da “istem dışı resimler” denir. Biraz evvel hayalini kurduğumuzdaki yaptığımız ya da yukarıda da bahsettiğim gibi bir şeylerle meşgulken karalamalar, spontane çizilmiş resimler; bunların hepsi bireyin duygularının birer yansımalarıdır. Amatör olsun ya da olmasın bir ressam tarafından çizilen herhangi bir resim bilinçdışı hakkında uzmanlara çok kıymetli bilgiler verir.
Eski çağlardan beri bu kıymetli bilgiler ilgilisini iyileştirme yolunda kullanılmıştır. Tarihe baktığımızda sanat her zaman insanın bir parçası olarak görülmüştür. Sanatın bireye şifa verdiği, ruhsal ve fiziksel olarak tedavi edici aynı zamanda onarıcı bir yöntem olarak görülmüştür. Davranışların psikolojisini anlamak adına resimlerden sanatsal materyallerden yararlanmak eskilerden beri vardır. Örneğin, Eski Mısır’da akıl hastalarını sanatsal faaliyetlere yönlendirmişler. Yunan’lılarda müzik, drama gibi sanatsal faaliyetler toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Türkler ise müziği ruhsal sağaltım olarak kullanmışlar. Sanatın terapötik gücünün bilimsel olarak keşfedilmesi ise 1940’lı yılları bulmuştur. Görsel sanatların temel işlevi dışa vurma, yansıtma olarak kabul edilir. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a göre yaratıcılığın altında yansıtma (süblimasyon) libidonun toplumsal ve estetik yönden daha çok kabul görür biçimlere dönüştürülmesidir.
Uzmanlar başta resim olmakla beraber; kolaj, müzik, şiir, kil, drama, dans, maske, kukla gibi faaliyetleri terapötik bir araç olarak kullanmaktadırlar. Yapılan bu faaliyetlerin hepsi insan için ruha açılan kapıdır. Kendiliğinden oluşturulan ya da belli bir konusu olan resimleri uzmanlar tedavi için kullanırlar. Sanat bilinç ile bilinçdışının arasında ki köprü olarak ortaya çıkar. Sözcüklerle kendini ifade etmekte zorluk çeken bireyler iç dünyasını, imgelerle daha kolay aktarmaya başlar. Çizdiği resim sözlü olmayan birer itiraf gibidir; içsel çatışmaları, bastırılmış duyguları, çocukluk anıları, bilinçdışındaki bütün dinamiklerin dile geldiği yerdir. Yaptığı sanatsal faaliyet bireyde terapötik etkiye neden olur. Birey psikolojik olarak rahatlamaya başlar, ruhsal sağlığı destekler. Ruh sağlığını güçlendirme, iyileştirme, rehabilite etme, bireyin duygusal dengesini koruma, bireysel olanaklarını genişletme, sosyalleşmeve bireyin kendisine yönelik yeni keşiflerde bulunmasını sağlar. Bu keşiflerle beraber bireyin bakış açısı değişir, böylelikle yaşadığı problemlere farkındalık kazanarak olumlu yaklaşım gösterebilir. Birey kendini kabul etme, kendini düzenleme gibi davranışlarda bulunur. Sanatla uğraştığı esnada örneğin resim üzerinde yaptığı çizme, düzeltme, yeniden çizme, obje ekleme, detaylandırma, renkler kullanma gibi yapılan her eylemle bireyin bilinç düzeyinde de değişim meydana gelir. Korku, kaygı gibi olumsuz duyguların kağıda aktarılmasıyla soyuttan somuta bir dönüşüm gerçekleşerek duygusuna dokunup ona farklı açılardan bakma imkanı bulur.
Araştırmalarda travma sonrası stres bozukluğunda sanat ile terapi uygulandığında anksiyete ve depresif belirtilerin azaldığı gözlemlenmiştir.
Amerikalı Psikolog Carl Rogers’ın kızı Natalie Rogers zor zamanlarında, sonucu umursamadan karalamalar yaptığını bu karalamalarla da “biriken buharı çıkarttığını” söylermiş.
Özellikle Pandemi sonrasında toplumuzun psikolojik sağlık açısından zor zamanlar geçirdiğini görüyoruz; hepimizin içinde bir yerlerde biriken buharlar vardır. Bu buharlardan hayatımızı daha fazla ele geçirmeden kurtulmamız için sanatla kendimizi tedavi edebiliriz. Elimizde olmayan nedenlerin hayatımızı karartmasından elimizden geldiği kadar sanat yaparak kurtulabiliriz.
Emine ERKEK
Elinize emeğinize sağlık Emine Hanım, gün içinde 2 dakikada okuyup o iki dakika da bile içimizden bişeyler geçti. Yeni yazınızı heyecanla bekliyoruz 🙂