Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün öncülüğünde kadınlara tanınan seçme ve seçilme hakkının 91. yıl dönümü !
Bugün takvimlerde süslü bir yıldönümü değil; bir siyasal bilinç patlamasının, bir toplumsal özgürlük devriminin, bir korku imparatorluğuna atılmış tokadın günüdür.
Atatürk bu hakkı kadınlara verdiğinde, aslında yalnızca bir sandık açmadı.
Bir rejimin karanlık damarlarına bir dinamit yerleştirdi.
“Kadın konuşursa, millet kurtulur” dedi.
Ve Cumhuriyet’i kadınların omzuna yasladı.
Bugün o omuzlara çökmeye çalışan bir zihniyet var.
Korkuyla beslenen, itaatle büyüyen, baskıyla ayakta durmaya çalışan bir siyasal iklim…
“Dominant Otorite – Edilgen Vatandaş Döngüsü.”
Ve bu döngüyü en çok kıran kimdir?
Kadın !
Bu yüzden iktidarlar kadınlardan korkar.
Bu yüzden organize dayanışmadan, kooperatiften, örgütlü bilinçten rahatsız olurlar.
Bu yüzden Neşe Gülersoy gibi kadınlar hedef olur.
Kadın Direnişin Sesi: Neşe GÜLERSOY
Manisa’da bir eczacı.
Halkı örgütleyen bir kooperatifçi.
CHP İl Kadın Kolları Başkanı.
Korkmayan bir Cumhuriyet kadını !
Kitleleri mobilize eden bir kadın figürü,
Otoriter rejimlerin çözülme noktası olan kadın!
Neşe Gülersoy tam da bu yüzden susturulmak istendi.
Çünkü o, itaat eden değil sorgulayan; boyun eğen değil örgütleyen; yalnız kalan değil birleştiren bir kadındı.
Bir toplumun öğrenilmiş çaresizliğini delip geçen bir sesti.
Dayanışma ekonomisi kuruyordu.
Kooperatifle halkı ayağa kaldırıyordu.
Kadınları siyasete, üretime, söze çağırıyordu.
Faili meçhuller rejimi Neşe GÜLERSOY’u şöyle okudu:
“Tehlike.”
Demokrasi ise onu hala böyle okuyor :
“Kurtuluş.”
Öğrenilmiş Çaresizlik: Bu Toplumun En Büyük Düşmanı
Bugün iktidarın topluma dayattığı duygu çok tanıdık:
“Bir şey değişmez.”
“Biz en iyisini biliriz.”
“Boyun eğersen güvende olursun.”
Topluma, bireyin gücünün önemsiz olduğu hissi pompalanır.
Bu duygu zamanla, kitlelerde edilgenlik ve otoriteye bağımlılık yaratır.
Ama Cumhuriyet, tam da bunun panzehiridir.
Atatürk’ün yaptığı devrimler bireyin “Ben yapabilirim!” duygusunu kazandırmak üzerine inşa edildi.
Neşe Gülersoy’un mücadelesi de tam olarak bu duygunun ete kemiğe bürünmüş hâliydi.
Bugün bu öğrenilmiş çaresizliği paramparça etmek zorundayız.
Çünkü çaresizlik bir duygu değil, bir yöntemdir.
Ve biz o yöntemi tanıyoruz, çözüyoruz, dağıtıyoruz.
Ajitatif Gerçek: Kadın Yürürse Karanlık Çöker
Bugün bu ülkenin en büyük demokratik gücü kadınlardır.
Cumhuriyet kadınları yalnızca oy kullanan değil, tarihi yeniden yazan bir güçtür.
Atatürk’ün açtığı yol, yalnızca sandığa giden yol değildir.
Bu yol, korkudan özgürlüğe, edilgenlikten özneleşmeye, susturulmuşluktan yükselişe giden yoldur.
Neşe Gülersoy bu yolun cesur yürüyenlerinden biriydi.
Onu durdurmaya çalışan karanlık, aslında bu yürüyüşten korkuyordu.
Ama anlamadıkları bir şey var:
Bir fikri öldüremezsiniz.
Bir mücadeleyi susturamazsınız.
Bir Cumhuriyet kadınının iradesini kırmazsınız !
Bugün bu ülkenin kadınları, Atatürk’ün devrimlerini yeniden omuzlarına alıyor.
Öğrenilmiş çaresizliği toprağa gömüyor.
Karanlığa meydan okuyor.
Ve haykırıyor:
“Biz buradayız.
Biz susmayacağız.
Biz yıkacağız, yeniden kuracağız!”
Son Söz: Neşe Gülersoy’un Çığlığı, Bu Ülkenin Yarınıdır
Bu yıl dönümü yalnızca geçmişin kutlaması değil; geleceğin ilanıdır.
Atatürk’ün mirası, Neşe Gülersoy’un çığlığı ve Cumhuriyet kadınlarının örgütlü bilinci birleştiğinde, hiçbir otorite bu halkı çaresiz bırakamaz.
Çünkü biz biliyoruz:
Bir kadın sokağa çıktığında rejim titrer.
Bir kadın sandığa uzandığında karanlık dağılır.
Bir kadın konuştuğunda tarih yön değiştirir.
Ve bugün o kadınlar buradadır.
Atatürk’ün yolunda,
Neşe Gülersoy’un izinde,
Öğrenilmiş çaresizliği yıkmaya ant içmiş milyonlarca kadınla…
Yeni bir Türkiye yazıyoruz.
Yazan: Psikolog Çisem ÖZKAN
[email protected]








