Bir sabah gazeteyi okurken fark ettim. Aslında “okumuyordum”; başlıklara maruz kalıyordum. Bir sayfada uyuşturucu, diğerinde skandal, hemen altında ahlaki çöküş, biraz ileride tehdit ve kriz. Haberin içeriğine girmeden ne hissetmem gerektiği çoktan belirlenmişti: öfke, tedirginlik, şaşkınlık.
Sayfaları çevirdikçe şunu düşündüm: Burada bana bilgi verilmiyor; beni bir ruh haline sokuyorlar. O an mesele tek tek haberler olmaktan çıktı. Mesele, bu hissin neden hiç bitmediğiydi.
Türkiye’de güncel medya düzeni, habercilik etiği ya da ifade özgürlüğü tartışmalarıyla açıklanamayacak ölçüde işlevselleşmiş bir iktidar aygıtı haline gelmiştir. Bu aygıtın temel görevi bilgi aktarmak değil; neye bakılacağını, neyin hissedileceğini ve neyin düşünülmeyeceğini belirlemektir. Panem et Circenses, bu bağlamda tarihsel bir metafor olmaktan çıkmış, gündelik söylem pratiğine dönüşmüştür.
Foucault’nun iktidar–bilgi ilişkisi çerçevesinde bakıldığında, medya söylemi baskı uygulamaz; norm üretir. Sürekli dolaşıma sokulan suç, uyuşturucu, ahlaki çöküş ve tehdit anlatıları, toplumu bilgilendirmez; onu duygusal olarak hizalar. Burada iktidar, “bunu düşünme” demez. Onun yerine, “şimdi buna bak” der. Bu, klasik sansürden daha etkilidir; çünkü yasaklama yoktur, yalnızca boğma vardır.
Chomsky’nin rıza imalatı tezi, bu boğmanın medya düzeyindeki tekniğini açıklar. Haber seçimi, başlık dili ve tekrar mekanizması; kamusal gerçekliği yansıtmak yerine onu duygusal olarak filtreler. Yüksek uyarılmalı içerikler, düşük uyarılmalı ama yapısal sorunları sistematik biçimde görünmez kılar. Yurttaş bilgi eksikliği yaşamaz; öncelik bozukluğu yaşar.
Bu söylem rejiminin en problemli yönü, sembolik aşındırmadır. Toplumsal hafızada ahlaki, kültürel veya tarihsel ağırlığı olan kavram ve isimler, sürekli olarak suç ve çürüme temalarıyla aynı bağlama yerleştirilir. Burada doğrudan suçlama yapılmaz; buna gerek de yoktur. Foucault’nun deyimiyle söylem, nesnesini değil, anlam alanını dönüştürür. Sonuç, kolektif bir ahlaki bulanıklıktır: Hiçbir şey tamamen masum, hiçbir şey tamamen güvenilir değildir.
Bu noktada medya, gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan bir alan olmaktan çıkar; olağanüstülüğü sıradanlaştıran bir üretim bandına dönüşür. Skandal süreklidir, kriz kalıcıdır, tehdit daima yakındır. Böyle bir ortamda bireyin analitik kapasitesi değil, tetikte olma refleksi güçlenir. Toplum apolitikleşmez; aksine hiper-reaktif hâle gelir. Ancak bu reaktivite, siyasal bilinç üretmez.
Panem boyutu ise bu sürekli uyarılmanın ardından gelir: kısa süreli rahatlamalar, karşılaştırmalı kötülük söylemi, sembolik normalleşmeler. Bu mekanizma, bireyde “itiraz edilecek kadar kötü değil” hissi yaratır. Chomsky’nin tarif ettiği gibi bu bir ikna süreci değil, razı etme sürecidir. Rıza, düşünülerek değil; yorularak verilir.
Sonuçta ortaya çıkan düzen şudur:
Toplum susturulmaz; konuşarak etkisizleştirilir.
Gerçek gizlenmez; önemsizleştirilir.
Muhalefet bastırılmaz; duygusal gürültüye gömülür.
Bu nedenle Türkiye’de medya söylemi, demokrasi–otoriterlik ekseninde değil; dikkatin yönetimi ekseninde analiz edilmelidir. Panem et Circenses, artık bir yönetim tercihi değil, yapısal bir siyasal psikoloji rejimidir. Ve bu rejimin en tehlikeli yanı şudur: Bireyler kendilerini baskı altında hissetmezler. Sadece sürekli meşguldürler.
Dikkat ve Bilinç Manifestosu: Panem et Circenses’e Karşı
Gazeteyi açtığında, ekranda, sosyal medyada veya sokakta sana ne hissettirilmek istendiğini fark et. Öfke, korku, şaşkınlık… Bunlar senin doğal duyguların değil; sistematik olarak yönlendirilen tepkiler.
Panem et Circenses, seni bilgiden uzaklaştırmak ve düşünmeyi unutturmak için kurulmuş bir oyun. Artık oynamak zorunda değilsin.
- Bilinçlen: Başlıkların, görsellerin, hikayelerin seni yönetmesine izin verme. Her haberin arkasındaki niyeti sorgula. Duygularını tetikleyen içeriklerle başa çıkmayı öğren.
- Sorgula: Sadece neye maruz kaldığını değil, neyin gizlendiğini de gör. Medyanın hangi gündemleri ön plana çıkardığını, hangi sorunları görünmez kıldığını fark et.
- Üret: Sadece tepki vermek yetmez. Kendi bilgini ve deneyimini paylaş. Topluluklarla tartış, araştır, belgeleyip yayımla. Bir kişi olarak değil, kolektif bilinç olarak hareket et.
- Katıl: Yerel sorunlara odaklan. Çevreni, okulunu, mahalleni, sosyal projeleri gözlemle. Katılımın, güçsüz hissettiğin alanlarda bile somut fark yaratabilir.
- Koru: Kültürel ve tarihsel değerlerini sahiplen. Sembollerin ve figürlerin manipüle edilmesine izin verme. Onları tartış, anlamlarını hatırla, kolektif hafızayı canlı tut.
- Tartış: Medya ve gündem seninle oynuyor; sen de buna sessiz kalma. İçeriği tüketmek yerine, topluluklarla birlikte sorgula, tartış ve eleştir. Kolektif farkındalık, manipülasyonu boşa çıkarır.
Unutma: Panem et Circenses seni susturamaz, seni oyalayabilir. Sen fark ettiğinde ve kolektif olarak harekete geçtiğinde, gerçek güç sende olur.
Düşün, tartış, üret, katıl, koru. İşte gerçek özgürlük burada başlar.








