(Bir iddia, bazı belgeler ve zor bir soru üzerine tefekkür çalışması…)
Son dönemde sık sık önüme gelen, hatta zaman zaman rahatsız edici bir soruyla bu yazıyı kaleme alıyorum: Satoshi Nakamoto ile Jeffrey Epstein aynı kişi olabilir mi?
Bu yazının amacı bir “ifşa” yapmak değil. Bir komplo hikâyesi üretmek de değil… Sadece elimizdeki verilerle, belgelerle ve tutarlı görünen bazı örüntülerle birlikte düşünmek… Ve özellikle şu ayrımı korumak: Kanıtlanan şey ile makul görünen ama henüz kanıtlanmamış çıkarım arasındaki fark nedir?
Haydi! Eğrisi, doğrusu ile konuşalım.
En Başta Şunu Açıkça Koyayım
Bugün itibarıyla: Satoshi’nin Epstein olduğuna dair doğrudan ve teknik bir kanıt yok deniyor. Henüz…
Ne bir PGP anahtarı, ne ilk coin’lerin özel anahtarları, ne de erken dönem e-posta/hesap zincirleri Epstein’a bağlanabilmiş durumda olduğu açıklanıyor.
İnanalım mı? Bilmiyorum.
Bu, tartışmanın dürüst başlangıç noktası… Ama mesele burada bitmiyor.
Asıl Soru Şu Noktada Başlıyor
Bugün kamuya yansıyan belgeler, haberler ve özellikle son yıllarda açılan dosyalar şunu gösteriyor: Epstein, Bitcoin ortaya çıktıktan sonra, özellikle 2011–2017 aralığında kripto ekosistemine sistemli biçimde yaklaşmaya çalışmış bir figür…
Bu yaklaşımın birkaç somut ayağı var.
1. Erken İlgi ve Temas Arayışı
Belgeler, Epstein’ın en geç 2013 itibarıyla Bitcoin’in:
- Ödeme altyapısı,
- Ekonomik modeli,
- Regülasyon riskleri
üzerine analizler talep ettiğini gösteriyor. Bu tek başına neyi kanıtlar?
Şunu: Epstein, bu alanı erken fark etmiş ve ciddiye almış.
Ama şunu kanıtlamaz: Bitcoin’in doğuşunda yer aldığını…
Yine de önemli bir soru doğuyor: Bu ilgi, sadece meraktan mı ibaretti, yoksa daha uzun vadeli bir konumlanmanın ilk adımı mıydı?
2. 2011–2012 Civarında Geliştirici Çevresine Erişim Arayışı
Belgelerde ve haber özetlerinde görülen bir başka nokta da şu: Epstein, doğrudan protokole değil; insanlara ve çevrelere ulaşmaya çalışıyordu.
Aracılar üzerinden:
- Geliştirici çevrelerine,
- Girişimcilere,
- Erken dönem kripto figürlerine
erişim kurmaya çalıştığı görülüyor.
Burada önemli bir ayrım var: Bu, “teknik koordinasyon” olmayabilir. Ama açık biçimde bir network arayışıdır.
3. Şirketler Üzerinden Kurulan Temaslar
Bir başka güçlü ayak, yatırımlar.
Epstein’ın:
- Borsalar,
- Altyapı şirketleri,
- Bitcoin ekosisteminin büyümesini taşıyan ticari yapılar
üzerinden kripto dünyasına girdiğini görüyoruz.
Özellikle erken dönem borsa yatırımları ve Bitcoin altyapısı üzerine çalışan şirketlerle temasları şu soruyu gündeme getiriyor:
Epstein’ın hedefi Bitcoin protokolü müydü, yoksa Bitcoin’in etrafında büyüyen finansal ekosistem mi? Bugünkü belgeler ikinci ihtimali daha güçlü gösteriyor.
Ya da öyle olduğu söyleniyor. İnanalım mı? Gerçekten kimse bilmiyor. Bilen de söylemez zaten.
4. Geliştirici Finansmanı ve Asıl Kritik Pencere
Bence bu tartışmanın en önemli ve en az romantik kısmı burası.
2015 civarında Bitcoin dünyasında üç şey aynı anda patladı:
- Ölçek tartışmaları,
- Yazılım güvenliği ve bakım yükü,
- Geliştiricilerin nasıl finanse edileceği sorusu.
İşte bu noktada: üniversiteler, vakıflar, ara kurumlar ve fon mekanizmaları devreye girdi.
Epstein’ın da, özellikle bir üniversite üzerinden, geliştirici maaşlarının finanse edildiği yapıya dolaylı biçimde para aktardığı ortaya çıktı.
Bu çok önemli bir eşik… Çünkü burada konuştuğumuz şey protokol kurallarını değiştirmek değil ama o protokolü ayakta tutan insanların finansmanı.
Bu durum bana şu soruyu sorduruyor: Merkeziyetsiz bir sistemde, insan emeği ve maaş ilişkisi ne kadar merkezî bir güçtür?
5. “Bitcoin’in Kurucularıyla Görüştüm” Cümlesi
Belgelerde geçen şu ifade de çok tartışmalı: Epstein, bazı yazışmalarında “Bitcoin’in kurucularından bazılarıyla görüştüm” benzeri bir dil kullanıyor.
Bu cümle tek başına neyi kanıtlar? Hiçbir şeyi…
Çünkü kripto dünyasında “founder” kelimesi çoğu zaman:
- Erken figür,
- Şirket kurucusu,
- Ekosistem öncüsü
anlamında da kullanılıyor. Ama yine de şu soruyu gündeme getiriyor: Epstein gerçekten kimlerle temas kurmuştu?
Bu noktada elimizde net bir liste yok. Ya da henüz yayınlanmadı.
6. 2014’te Geçen “Satoshi (Bitcoin)” Kaydı
Bazı takvim kayıtlarında, 2014 yılına ait, “Satoshi (Bitcoin)” şeklinde geçen bir katılımcı notu da bulunuyor.
Bu çok cazip bir başlık… Ama dürüst olalım. Bu kaydın, Satoshi’nin bizzat kendisiyle bağlantılı olduğuna dair hiçbir teknik doğrulama yok şimdilik.
Bu bir lakap olabilir. Bir temsilci olabilir. Bir sunum başlığı olabilir.
Bu yüzden ben bu başlığı kanıt değil, ancak tartışmaya eşlik eden nötr bir anekdot olarak görüyorum. Aksi ispatlanana kadar…
Buraya Kadar Neyi Söyleyebiliyoruz?
Toparlarsak elimizdeki verilerle şunlar söylenebilir:
Epstein, Bitcoin’in yaratıldığı kişi değildir demek için güçlü bir gerekçe vardır.
Ama Epstein, Bitcoin büyürken, özellikle 2013–2017 arasında, ekosistemin bazı kritik noktalarına para ve network üzerinden yaklaşmış bir figürdür.
Ben bunu (şimdilik) şöyle adlandırıyorum: Gölge yatırımcı ve network operatörü… Ne mimar, ne kurucu, ne protokol belirleyici… Ama bazı kritik anlarda köprülerin etrafında dolaşan biri… Ve çok tehlikeli biri…
Peki Tüm Bunlara Rağmen Bu Soru Neden Hâlâ Rahatsız Edici?
Çünkü mesele sadece Epstein değil. Mesele şu: Eğer bir gün, gerçekten ve tartışmasız biçimde, Satoshi’nin Epstein olduğu kanıtlanırsa… Bu, bize Bitcoin hakkında ne söyler?
İşin İlginç Tarafı Şu
Böyle bir ispat Bitcoin’i teknik olarak çökertmez deniyor. Ağ çalışmaya devam eder. Node’lar yine blokları doğrular. Konsensüs kuralları değişmez.
Ama asıl kırılma teknik tarafta değil algı tarafında olur.
Bugün kripto paraların en güçlü vaadi nedir?
Merkeziyetsizlik… Ama bu, büyük ölçüde teknik bir tanım değil, toplumsal bir algıdır.
İnsanlar kriptoyu şunun için sahiplendi: “Kimsenin olmadığı bir sistem.”
Eğer bir gün kurucu anlatısı, çok ağır bir etik figürle çakışırsa, şu soru kaçınılmaz olur: Biz aslında neye güveniyorduk? Koda mı? Kurala mı? Yoksa hikâyeye mi?
Bence En Zor Soru Tam Da Burada
Merkeziyetsizlik algısı ciddi biçimde yara alırsa, Bitcoin ve genel olarak kripto paraların geleceği ne olur?
Bugün bu soruya, makul ve net bir cevap verebilen kimse olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü finans dünyasında hikâye sandığımızdan çok daha güçlüdür.
Paranın kendisi teknik bir araçtır. Ama ona değer kazandıran şey insanların anlattığı hikâyedir. Altının bir hikâyesi vardır.
Devlet parasının bir hikâyesi vardır. Bankacılığın bile bir güven anlatısı vardır.
Kripto paraların hikâyesi ise şuydu: Bu kez sistem gerçekten kimsesiz.
Son Söz: Belki de Asıl Mesele Şudur
Satoshi = Epstein iddiası bir gün kanıtlanırsa belki Bitcoin çökmez. Ama büyük ihtimalle şekil değiştirir.
Ve sonuçta en büyük kayıp fiyat değil güven tarafında olur.
Bitcoin ve diğer kripto paraların en iyi pazarladığı şey olan merkeziyetsizlik algısı çökerse, bundan sonra kripto paraların arkasında insanlar ne için duracaktır?
Bu sorunun bugün için net bir cevabı yok.
Ben bu yazıyı bir hüküm vermek için değil şu amaçla yazıyorum: Kripto dünyasında teknik mimari çok güçlü olabilir.
Ama finans dünyasında hikâye, çoğu zaman mimariden bile güçlüdür. Hikâye biterse… Yerine ne gelir, bilmiyorum. İnanın kimse bilmiyordur net olarak.
Ama şundan eminim: Sistem mimarisinin devamlılığı için sadece kod yetmez. İnsanların inanabileceği bir hikâye de gerekir.
Sevgi ve saygılarımla
Emre Gürcan
Şubat 2026 / Kadıköy








